Milyonlarca çalışanın gözü kulağı yine asgari ücret görüşmelerine çevrilirken, yıllardır benzer senaryolarla ilerleyen süreç bu yıl da başladı. Artan hayat pahalılığı, kira ve temel gıda fiyatları karşısında asgari ücretlinin geçim mücadelesi her geçen gün zorlaşırken, masa başında yürütülen görüşmeler kamuoyunda bir kez daha “tiyatro” eleştirilerine neden oldu.
Geçmiş yıllarda yapılan toplantılarda beklentilerin karşılanmaması, açıklanan rakamların daha cebe girmeden erimesi ve çalışanların taleplerinin yeterince dikkate alınmaması, bu sürece olan güveni büyük ölçüde zedeledi. Bu nedenle asgari ücret görüşmeleri, çalışanlar açısından umut kadar kuşku da barındırıyor.
Bu Yıl Masada Türk-İş Yok
Bu yılki süreci önceki yıllardan ayıran en önemli gelişmelerden biri ise Türk-İş’in görüşmelere katılmaması oldu. İşçi kesimini temsilen yıllardır masada yer alan Türk-İş’in bu yıl sürece dahil olmaması, asgari ücretlinin temsil edilip edilmediği sorusunu da beraberinde getirdi. Alınacak kararların, çalışanların gerçek yaşam koşullarını ne ölçüde yansıtacağı ise tartışma konusu.
Özellikle asgari ücretle çalışan kesim, masada işçi tarafının güçlü şekilde yer almamasını ciddi bir eksiklik olarak değerlendiriyor. Sürecin bu haliyle yürütülmesi, daha ilk günden eleştirilerin artmasına neden oldu.
Özel Güvenlik Görevlileri Endişeli
Asgari ücretle çalışan meslek gruplarının başında gelen özel güvenlik görevlileri, bu süreci yakından takip eden kesimlerin başında geliyor. Uzun çalışma saatleri, vardiyalı sistem ve artan yaşam maliyetleri karşısında mevcut ücretlerin yetersiz kaldığını belirten güvenlik görevlileri, belirlenecek yeni rakamın gerçekçi olmasını istiyor.
Ancak önceki yıllarda yaşanan deneyimler, bu beklentilerin temkinli bir iyimserlikle karşılanmasına neden oluyor. Açıklanan ücret artışlarının enflasyon karşısında kısa sürede erimesi, çalışanların alım gücünü koruyamıyor.
Sonuç Baştan Belli mi?
Her yıl olduğu gibi bu yıl da görüşmeler başlamadan önce “sonucun zaten belli olduğu” yönündeki yorumlar dikkat çekiyor. Çalışanlar, toplantıların yalnızca formalite icabı yapıldığı, gerçek kararların önceden alındığı düşüncesini yüksek sesle dile getiriyor.
Asgari ücret görüşmelerinin gerçekten çalışanı koruyan, insanca yaşam koşullarını gözeten bir anlayışla yürütülüp yürütülmeyeceği ise önümüzdeki günlerde netleşecek. Ancak gelinen noktada birçok asgari ücretli için süreç, umut vermekten çok soru işaretleri barındırıyor.
Komisyona Girmemek Ne Anlama Geliyor?
Asgari ücret sürecinde Türk-İş’in komisyona katılmama kararı, işçi kesimi açısından önemli bir kırılma noktası olarak görülüyor. Ancak bu karar, beraberinde kritik bir soruyu da getiriyor: Masaya oturmamak gerçekten güçlü bir sendikal duruş mu, yoksa alanı tamamen boşaltmak mı?
Yıllardır eleştirilen asgari ücret komisyonu yapısı, çalışanların beklentilerini karşılamaktan uzak bulunuyor. Bu nedenle Türk-İş’in komisyona girmemesi, ilk bakışta bir tepki ve protesto olarak değerlendirilebilir. Ancak sendikal mücadelede asıl belirleyici olan, masadan kalktıktan sonra ne yapıldığıdır.
Eğer bu karar; sahada güçlü eylemlerle, kitlesel açıklamalarla,somut adımlarla desteklenmezse, komisyona girmemek yalnızca sembolik bir tavır olarak kalma riski taşıyor. Bu durumda işçi tarafı masada temsil edilmezken, karar süreçleri tamamen işveren ve hükümet ekseninde şekillenmiş oluyor.
Güçlü Sendika Masada mı, Sahada mı?
Gerçek bir sendikal güç, yalnızca komisyonda yer almakla değil; gerektiğinde masaya yumruğunu vurabilmekle, sahada çalışanı arkasına alabilmekle ölçülüyor. Türk-İş’in bu süreçte nasıl bir yol izleyeceği, komisyona girmeme kararının doğru mu yanlış mı olduğunu da ortaya koyacak.
Çalışanların beklentisi açık:
Ya masada güçlü bir temsil,
ya da masayı anlamsız kılacak kadar güçlü bir sendikal mücadele.
Aksi halde, komisyona katılmamak bir kazanım değil, çalışanın sesinin tamamen dışarıda kalması anlamına gelecek.





