Haber
Giriş Tarihi : 18-11-2020 21:57   Güncelleme : 18-11-2020 22:28

Yargıtay Binlerce İşçinin Emeğini Yok Saymıştı,Avukatlar Asgari Ücret Farkları Davasını Meclise Taşıyacak!

Taşeronda çalışmaktayken 696 Sayılı KHK ile işçi kadrosuna geçirilen yüzbinlerde işçinin uzun zamandan beri beklediği Yargıtay kararı işçiler adına olumsuz sonuçlanarak davayı red etmişti.

Yargıtay Binlerce İşçinin Emeğini Yok Saymıştı,Avukatlar Asgari Ücret Farkları Davasını Meclise Taşıyacak!

Taşeronda çalışmaktayken 696 Sayılı KHK ile işçi kadrosuna geçirilen yüzbinlerde işçinin uzun zamandan beri beklediği Yargıtay kararı işçiler adına olumsuz sonuçlanarak davayı red etmişti.

Konuyla ilgili açıklama yapan Av.Barış Kalkan;

Birçok kamu kurum ve kuruluşunda sürekli işçi kadrosuna geçirilmeden önce işçilerin ücretleri ihale şartnameleri ile asgari ücretin oransal fazlası olarak belirlendiği, kadroya geçtikten sonra 2018 yılında da  aynı oranda ücretin ödenmeye devam edildiği halde 2019 yılına gelindiğinde Çalışma Genel Müdürlüğünün görüşü sebebiyle birçok kamu kurum ve kuruluşu, Asgari Ücrete Gelen Zam Miktarını işçilere uygulamamış, bünyelerinde çalışmakta olan işçilerden ücretleri asgari ücretin altında kalanlara asgari ücret seviyesine çekip %4 zam, ücretleri asgari ücretin üzerinde olanlara da sadece %4 zam uygulamak suretiyle maaş ödemesi yapmışlardır.

“ 2018 yılında taşeron nezdinde çalışmakta olan yüzbinlerce işçi çalışmış oldukları kurumlar nezdinde sürekli işçi kadrosuna geçirilirken, alt işveren nezdindeki ücret ve diğer sosyal haklarıyla birlikte sürekli işçi kadrosuna geçirilmişlerdir. Asgari ücretin belli bir yüzde fazlası ile yani oransal fazlası ile kadroya geçenler 2018 yılı boyunca bu farklarını almış fakat 2019 yılına gelindiğinde Çalışma Genel Müdürlüğünün bir görüşünün kurumlar tarafından yanlış yorumlanması neticesinde yüzbinlerce işçinin maaşı eksik ödenmiştir. Bizler  asgari ücret farklarını mahkemeye taşıdık yerel mahkemeler ve istinaf mahkemeleri davamız haklı bularak işçilere eksik maaş ödendiğine hüküm etti.Konu Yargıtay 9.Hukuk dairesine gitti maalesef binlerce işçinin emeği yok sayıldı.Sözleşmesinde rakamsal olarak ibare bulunmayanlar ile dönemin asgari ücret fazlasını yüzde olarak değil rakam olarak yazılan sözleşmelerini Yargıtay 9.Hukuk Dairesi yok saydı.Hukuki süreçlerimizi ve girişimlerimizi sonuna kadar sürdüreceğiz,kısa zamanda konunun T.B.M.B'de konuşulması için milletvekileri ile görüşeceğiz işçinin mağduriyetini anlatacağız dedi.Konu ile ilgili değerlendirme yazımıda ilgili kurumlara ilettim.

YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİNİN 2020/5661 ESAS SAYILI KARARI ÜZERİNE DEĞERLENDİRME

9. Hukuk Dairesi vermiş olduğu kararla hukuk dışına çıkmış, yerleşik ve kökleşmiş kararları hiçe saymakla birlikte eşit işe eşit ücret ilkesini, kazanılmış (usuli müktesep hakları) hakları ve de yasa ile korunan işçilik ücreti konusundaki düzenlemeleri hiçe saymıştır.

Söz konusu kararda yargılamanın temel amacı olan ADALET ilkesinden taviz verilmiş ve kendisiyle çelişen, adalet duygusunu rencide eden, adalete olan güveni sarsan bir karar olmakla birlikte Mahkeme hakimlerine ait olan iradeyi de ortadan kaldırmaya çalışarak Mahkemelere olan güven konusunda da hayal kırıklıklarına sebep olan bir karardır. İlgili karar, bir çok hakim tarafından tanınmaz iken kimi hakimlerimizde maalesef irade devri söz konusu olmuş ve yargılama yapılmaksızın, yargıtay kararına karşı beyanlarımız beklenmeksizin, ilgili karara karşı yapılan itirazları beklemeksizin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bu yönde verilmiş kararlarını da göz ardı ederek red kararı verilmektedir.

 

            Adalete en çok ihtiyaç duyulan bir zamanda ki, Sayın Adalet Bakanımızın bile  çağrı yaparak "Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. Bizim yargı mensuplarından beklediğimiz budur. Hiç kimsenin talimatına, telkinine bakarak değil, dosyaya bakarak vicdanınıza göre karar verin, 83 milyon geleceğe daha güvenle baksın" diye seslenişi, adaletin güven duyulan bir kurum olmaktan çıktığını ortaya koymuştur. Ancak bizler halen adalete olan inancımızı yitirmiş değiliz.

1- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi görevini ve amacını da aşmıştır. Kararın “Gerekçe” kısmının 3. Paragrafında “696 Sayılı KHK ile 375 Sayılı KHK’ya eklenen geçici 23. maddesinde yüklenici çalışanlarının sürekli isçi kadrolarına geçirilmelerinden dolayı kamu maliyesine ek bir yük getirilmemesi de göz önünde bulundurulmuştur” beyanıyla hukuk ve dava konusu dışına çıkmıştır. Çünkü bu beyan dava konusu olay ile alakalı olmamakla birlikte 4d statüsüne geçen işçilerin kamu maliyesine ek bir yük getirmeleri söz konusu olmamış, aksine doğmuş haklardan feragatle kamu maliyesinde artışa neden olmuşlardır. Kamu maliyesine yük getirmesi hususuna da rastlanılamamıştır.  

            Sayın Mahkemede görülen davamızın konusu, çalışan işçinin almakta olduğu maaşın, asgari ücrete ilave olarak verilen yüzdelik farkın kesilip kesilmediği ve Davalı tarafça yapılan kesintinin ise yasal anlamda doğru olup olmadığı yönündedir.

            Olaylar, evveliyatıyla incelendiğinde 31.12.2018 tarihine kadar ücretlerin noksansız ve yüzdelik farklarla birlikte ödendiği, Davalı tarafça ücret değişikliği konusunda herhangi bir teklifte bulunulmadığı, açılan davalarla da ücretlerle kesintinin işçi tarafından kabul edilmediği ortaya konulmuştur. Bu durumda ücretin düşürülmesinde işçinin rızasının alınmaksızın yapılan kesintinin kabulü mümkün değildir.

            Çalışanların ücretinden kesinti yapılması, çalışan işçinin rızasına bağlıdır. Söz konusu 696 sayılı KHK ve 375 Sayılı KHK’da, çalışan işçinin ücretinin düşürüleceği hususu yer almamaktadır. Sayın 9. Hukuk Dairesi bu hususu gözden kaçırarak doğru karar vermede acze düşmüştür.

İşçinin maaşından yapılacak kesintiye karşı işçinin ücret hakkı kanunla korunmuştur.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 407. Maddesi ve 4857 Sayılı İş yasasının 38. ve 62. Maddesiyle işçinin ücreti korunurken, aynı zamanda işçinin rızası aranmıştır. Özellikle 4857 Sayılı İş Yasası 62. Maddesi emredici hüküm içermekleHer türlü işte uygulanmakta olan çalışma sürelerinin yasal olarak daha aşağı sınırlara indirilmesi veya işverene düşen yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi nedeniyle ya da bu Kanun hükümlerinden herhangi birinin uygulanması sonucuna dayanılarak işçi ücretlerinden her ne şekilde olursa olsun eksiltme yapılamaz.” düzenlemesiyle işçinin maaşını koruma altına almıştır.

Bu emredici hükümler, başta Yargıtay Genel Kurulu olmak üzere diğer Yargıtay Dairelerince de korunmuştur. Birkaç örnekle;

YHGK,  14.06.2017 tarih ve 2016/1169 Karar sayılı İlamında, asıl işveren (Sağlık Bakanlığına Bağlı İnegöl Devlet Hastanesi ) ve alt işveren arasında yapılan hizmet alım sözleşmesi ücrette indirim yapılamayacağı gibi işçinin yazılı rızası alınmadan yapılan indirimin de işçiyi bağlamayacağı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle işçi fark ücret alacağı talebi bulunabileceğinden işçinin düşürülmeden önceki ücreti o Dönemdeki asgari ücrete orantılanarak tespit edilen KAT SAYI ESAS ALINARAK işçinin alması gereken ücret belirlenerek ödenen ücretin mahsup edilip fark alacak hesabı yapılması gerektiğine karar vermiştir.

Diğer benzer bir kararla Yargıtay HGK, 15.03.2017 tarih ve 2015/22-3609 Esas ve 2017/501 sayılı kararında, yine Sağlık Bakanlığına bağlı bir hastanede idari şartnamede 2009 yılı için ücretin asgari ücretin 15, 20, 25, 30, 35 fazlası şeklinde belirlendiği, 2010 yılı için bundan daha düşük ve bu şekilde işçilerin ücretinde indirim yoluna bu şekilde yapılan değişikliğin İş Kanununun 22 ve 62. maddelerine aykırı olacağı sonucuna vararak fark alacağı bulunduğuna hükmetmiştir.

            Sayın Yargıtay’ın diğer kararları ise aşağıda sıralanmıştır.  

  1. Yargıtay HGK 17.012007gün 2007/9-13 esas 2007/17 karar ve Yargıtay HGK 25.06.2008 gün 2008/11-448 esas, 2008/454 karar)
  2. 9. HD. 2008/40921 E. 2010/34196 K. 23.11.2010
  3. 9. HD. 2008/37070 E. 2010/28581 K. 11.10.2010
  4. 9.HD. 2010/11606 E. 2012/18145 K. 23.05.2012
  5. 9. HD. 2010/14029 E. 2012/22854 K. 13.06.2012
  6. 9. HD. 2011/44256 E. 2011/34024 K. 03.10.2011
  7. 9. HD. 2012/22270 E. 2014/23310 K. 03.07.2014
  8. 9. HD. 2011/15697 E. 2013/16067 K. 28.05.2013
  9. 9. HD. 2008/40921 E. 2010/34196 K. 23.11.2010
  10. 22. HD. 2012/18185 E. 2013/13526 K. 04.06.2013
  11. 22. HD. 2013/2202 E. 2014/1151 K. 31.01.2014
  12. 22. HD. 2014/11615 E. 2014/10072 K. 28.04.2014
  13. 22. HD. 2014/192 E. 2014/652 K. 22.01.2014
  14. 22. HD. 2014/11069 E. 2014/8784 K. 21.04.2014
  15. 7. HD. 2013/23618 E. 2014/5487 K. 06/03/2014
  16. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/5121 (24.06.2013 tarihli karar)

Bu kararlarda dikkat edilmesini istediğimiz önemli bir husus daha vardır ki 22. Hukuk

Dairesinin Kapanmasıyla 22. Hukuk Dairesi 9. Hukuk Dairesiyle birleşmiş ve daha önce de her iki daire işçinin ücretinde yapılacak kesinti konusunda emredici hükümlere sadık kalmışlardı

   Yukarıda belirtilen Yargıtay Kararları ve Hukuk Genel Kurulu kararları, Sayın 9. Hukuk Dairesinin hukuk dışına çıkarak ve 696 sayılı KHK ve 375 Sayılı KHK ile alakasız bir karar verdiğini ortaya koymaktadır.

2-…ücreti ile diğer mali ve sosyal hakları, bu madde kapsamındaki idarelerde geçişten önce alt işveren işçilerini kapsayan, Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan ve süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesinin bitimine kadar bu toplu iş sözleşmesinin uygulanması suretiyle oluşan ücret ile diğer mali ve sosyal haklardan fazla olamaz” hükmünün söz konusu karara konu olayda uygulama yeri yoktur ki dava konusu olayda yapılan kesintinin, bu düzenlemede yer alan fazla ödeme konusuyla bağdaştırılması söz konusu değildir.

3- Kararın 3. Sayfasında 3. Paragrafta yer alan “ Hizmet alım sözleşmelerinde yüklenici tarafından istihdam edilen isçilerin ücretlerinin asgari ücretin katları ya da asgari ücretin belirli bir oran fazlası seklinde belirlenmesi hizmet alım sözleşmesinin devam ettiği döneme ilişkin uygulamadır” beyanı, acziyetin belgesi olmaktadır. Bu beyanı destekleyen hiçbir düzenleme söz konusu değildir. İşçilere ödemeler, her hangi bir kesinti uygulanmaksızın 31.12.2018 tarihine kadar ödenmiştir. Kesinti 2019 yılında başlamış ve sebep olarak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen

98425987-045.02. E 282980 sayılı 01.02.2019 tarihli görüş yazısı gösterilmiştir. Oysa hiçbir görüş yazısının kanun üstünde olamayacağı hukukun açık ve kabul edilmiş emredici kuralıdır. 

Bu beyan, dosyanın eksik belge içerdiğini, ya da Sayın Dairenin dosyayı layıkıyla incelemediğini ortaya koymaktadır ki, işçilerin alacağı maaşları, ihale şartnamesinde skala şeklinde yine Kurum tarafından düzenlenmiştir. Yani ödenecek ücreti belirleyen taşeron şirketler değil, yine kamu kurumu olmuştur.    Sayın Daire, 4 D’li işçilerin, kamu kurumuna girdikten sonra bu ödemeleri almaya devam ettiğini, daha sonra asgari ücrette beklenenin üzerinde artış olması nedeniyle asgari ücretin fazla oranı olan yüzdelik rakamlaron, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü tarafından 98425987-045.02. E 282980 sayılı 01.02.2019 tarihli görüş yazısıyla kaldırıldığını görmekte acze düşmüştür. Bir hukuk dairesi olan 9. Hukuk Dairesinin öncelikle bu yazının geçerli olup olmadığını, hukuki dayanağının olup olmadığını araştırmak ve tespit etmekle yükümlüdür ki bu görevinden de acze düşen Sayın Daire, Davalı tarafa taraf olarak karar vermiştir. Zaten kararın 2. Sayfasında son paragrafta “696 Sayılı KHK ile 375 Sayılı KHK’ya eklenen geçici 23. maddesinde yüklenici çalışanlarının sürekli isçi kadrolarına geçirilmelerinden dolayı kamu maliyesine ek bir yük getirilmemesi de göz önünde bulundurulmuştur” beyanı da bu iddiamızı doğrulamaktadır.

Ayrıca tarafımızdan görüşüne başvurulan İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim görevlisi Sayın Prof. Dr. Aydın Başbuğ, hazırlamış olduğu uzman görüşünde (EKDE) 16. Sayfada bu hususa ayrıntılı olarak yer vermiştir.

Ayrıca yüzdelik oranların hizmet alım sözleşmesinin devam ettiği döneme ait olduğu iddiasında olan Sayın Daire, Kurum ile taşeron şirketler arasındaki işlemlerin muvazaalı işlem olduğunu, bir çok dava ve Yargıtay kararıyla da sabit olduğunu görmekte acze düşmüştür. Özellikle açılan tediye davaları, Sayın Dairenin bu görüşünü ortadan kaldırmaktadır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 15/11/2011 tarihli 2011/483313 Esas, 12.09.2011 tarihli 2011/36505 Esas, 7. Hukuk Dairesinin 18/09/2014 tarihli 201/9389 Esas sayılı kararları asıl iş veren olarak Kurumları kabul etmiş ve kadrolu çalışanlarla taşeron işçilerin aynı hakka sahip olduklarını ortaya koymuştur. 2015 yılındaki düzenleme de Kamu Kurumlarını asıl işveren olarak kabul etmiştir.

4- Sayın Dairenin kararının 3. Sayfasının 3. Paragrafında yer alan “…Sürekli isçi kadrolarına geçirilmeyle ilgili söz konusu düzenlemenin hizmet alım sözleşmeleri kapsamında çalışanların daha önce ücret ile diğer mali ve sosyal haklarını asgari ücretle irtibatlandıran uygulamalara son verdiği açıktır” cümlesi de dayanak bulamamaktadır. Son verilen hizmet alım sözleşmeleri olmuştur ki o sözleşmeler de asıl işveren kurum ve altı iş veren taşeron şirketler arasında yapılan sözleşmeleridir. Bu sözleşmelere ise işçi taraf değildir.  Göreceli olan ve hukukun objektif unsurlarından aciz bu görüşün haklılığını ortaya koyan her hangi bir düzenleme söz konusu değildir.

 Aynı paragrafın devamında “Yükleniciler tarafından istihdam edilip de sınavla sürekli isçi kadrolarına geçen isçilerin ücret ile diğer mali ve sosyal haklarının yeni süreçte Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan toplu iş sözleşmesinin uygulanması ile oluşan ücret ile diğer mali ve sosyal haklardan fazla olamayacağına ilişkin yukarıda belirtilen açık ve emredici yasal düzenleme karsısında, Is Kanunu’nun 22. ve 62. maddesi hükümlerinin ihlalinden söz edilemez. Belirtmek gerekir ki, sürekli kadroya geçirildikten sonra kamu kurum ve kuruluşlarınca bireysel iş sözleşmesinin yapılmamış olması da varılan bu sonuca etkili

değildir” cümlesi, hukuk tanımazlığının açık beyanıdır.  Yukarıda da belirtildiği gibi söz konusu KHK’da bu yönde bir düzenleme söz konusu değildir. Yapılan kesinti, KHK’da düzenlenmemiş, aksine Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü tarafından 98425987-045.02. E 282980 sayılı 01.02.2019 tarihli görüş yazısıyla gerçekleşmiştir ki görüş yazısı bir hukuk kuralı olmayıp tavsiye niteliğinde ve işçinin korunan rızasını ortadan kaldırmamaktadır. Türk Milleti adına verilen bu kararın Türk Milleti içinde de yeri yoktur.  Görüş yazısını kanunun üstünde tutmak, hukuk devletinde yer bulamayacağı gibi yüksek yargı merciinin görüş yazısına itibar ederek hukuk dışı kesintiyi kabul etmesi, o merciin varlık amacını yitirdiğini ortaya koymaktadır ki verdiği karar yok hükmünde kabul edilmelidir.

Aynı paragrafta geçen “toplu iş sözleşmesinin uygulanması ile oluşan ücret ile diğer mali ve sosyal haklardan fazla olamayacağına” cümlesi ile Sayın dairenin neyi kast ettiği anlaşılamamaktadır. Fazla bir ödemenin söz konusu olmadığı gibi fazla bir ödeme yapıldığına ilişkin dayanak da söz konusu değildir. Ancak matematiksel hesaplama konusunda aciz davranan ve görüş yazısını kanunun üstünde tutan bir yargı merciinin bu yönde kabulü de maalesef beklenen bir durumdur.
5- İlgili kararın 3. Sayfasında yer alan 5. paragrafı ayrıntılı olarak değerlendirilecektir. İlk cümlede yer alan “Somut uyuşmazlıkta, hizmet alım sözleşmeleri ve şartnamede öngörülen asgari ücretin belli bir oranda fazlası dikkate alınarak belirlenen tutar davacının kadroya geçiş ücreti olarak belirlendikten sonra Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan Toplu İş Sözleşmesi zamları uygulanmıştır” cümlesi eksik olup hangi dönemde uygulandığı, karardan anlaşılamamıştır. 2019 öncesi mi, sonrası mı anlaşılması mümkün değildir. Ancak uygulamaya bakıldığında ise 2018 yılı sonuna kadar (31.12.2018 tarihine kadar) uygulandığı tarafımızca da bilinmektedir.
Uygulamayı kabul eden, uygulamanın kanuna ve KHK’ya uygun olduğunu kabul eden Sayın Daire, yine Görüş Yazısını (Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü tarafından 98425987-045.02. E 282980 sayılı 01.02.2019 tarihli görüş yazısı) kanun ve KHK’nın üstünde kabul ederek, “Sözü edilen uygulama Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü’nün görüş yazısına uygun olup, hükme esas alınan bilirkişi raporunda 01.01.2019 tarihi itibariyle artan asgari ücretin belli bir oranı üzerinden ücret tespiti ile bu ücrete %4 artış uygulanması isabetli değildir” beyanıyla kendiyle çelişmiş ve yukarıda belirtilen bir çok beyanları gibi bu beyanları da dayanaksız kalmıştır. Bu cümleyi destekleyecek herhangi yasal bir düzenleme söz konusu değildir
İlgili paragrafın devam eden cümlesinde “Davacının ücreti 2018 yılı asgari ücretinin hizmet alım sözleşmelerinde yer alan oranına göre belirlenmiş” ki bu doğrudur.
Yine devam eden cümlede, “2018 yılı birinci ve ikinci dönem ücret artışları toplu is sözleşmesi gereği uygulanmış ve 01.01.2019 tarihindeki %4 ücret artısı da 31.12.2018 tarihinde almakta olduğu ücrete tatbik edilerek belirlenmiştir” cümlesiyle de çelişki uyandırmıştır. Belirlenen herhangi bir ücret söz konusu olmadığı gibi Asgari Ücret fazla oranı (yani yüzdelik fazlası) hesaba katılmayarak ödeme yapılmıştır. Sayın Dairenin bu beyanı, dosyayı layıkıyla ve hukuk mantığı ve çerçevesinde incelemediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Aynı cümlenin devamında “Dava dilekçesinde iddia edildiği gibi 01.01.2019 tarihinde, ücret asgari ücret seviyesine çekilerek daha sonra %4’lük artışa gidilmiş değildir” cümlesi, dosyayı incelemede düşülen acizliğin göstergesi ki zaten Davalı taraf ücretin asgari ücret seviyesine çekilerek %4 fazlasının ödendiğini beyan etmiştir.

6- İlgili kararın son sayfasında yer alan 2. Paragraf, hukuki unsurların varlığından uzak değerlendirilmesiyle yazılmış bir cümledir. Sözleşme hukuku yönünden öncelikle işçi ve işveren arasında yapılan sözleşmenin, sözleşme şartlarını içerip içermediği yönünde inceleme yapması gereken Sayın Daire, Davalı tarafın bile itiraz etmediği bir beyanla adeta Davalı taraf yerine kendini koyarak beyanda bulunmuştur.

Sözleşmedeki boşluk, bordroların (2018 ve öncesine ait bordrolar ile birlikte 2019 yılına ait bordrolar) incelenmesiyle ve hesap hareketlerinin incelenmesiyle doldurulduğu görülmemiştir. Yani sözleşmedeki boşluğun karşılığı bordrolarla tamamlanmıştır. Ancak 2019 yılında yapılan eksiltme için haklı ve geçerli sebep gösterilmemiş ve Davalı Kurum da Sayın Daire ile aynı hataya düşerek görüş yazısını kanun hükmü olarak kabul etmiş ve işlem yapmada hataya düşmüştür.   Sözleşmenin önemli unsurlarından biri olan irade beyanı, sağlıklı olmalıdır. Sözleşmede açıklık bulunmalı, kuşkuya yer bırakacak düzenlemelerden uzak olmalıdır. Ancak bilindiği üzere sözleşmeler Kurum tarafından hazırlanır ve imzalatılır. Bu konuda işçi tarafın iradesi hiçbir zaman özgür olamaz.

Her sözleşmede ücret, ücretin nasıl ödeneceği yazılı olur. Ancak dava konusu olayda ücret, net yazılı değilken, boşluklar, yapılan ödemelerle tamamlanmış ve ödemeler yapılmıştır. Ancak 2019 yılında yapılan kesinti ve azalma için sözleşmede her hangi bir unsur bulunmamaktadır. Olmayan unsurlarla kendisi unsur oluşturmaya çalışan Sayın Daire, yukarıda da değinildiği üzere Objektif unsurlardan uzak durarak kendisini Davalı taraf yerine koyarak karar vermiştir ki Kamu Kurumu olan Davalı taraf bile sözleşmeye aykırılıktan söz etmemiştir.

Genel olarak sözleşmeye baktığımızda sözleşmeler, sözleşme hukukuna aykırı düzenlenmiştir. Uzman görüşünde de değinildiği üzere, SÖZLEŞMENİN YORUMU TARAF İRADELERİNE GÖRE YAPILMAMIŞTIR

Sözleşmelerin yorumu, kanun gibi objektif hukuk kurallarının yorumundan farklıdır. Sözleşme özellikle tarafların ortak iradesine göre yorumlanır bu neden sözleşmelerde lafzi yorum yasağı vardır. YARGITAY BU HUSUSLARA DİKKAT ETMEMİŞTİR.

Neticesini önceden belirttiğimiz bu hukuki zorunluluğu açacak olursak;

Hukuki işlemi bir kuran bir tarafın veya her iki tarafın irade beyanları açık ve anlaşılır nitelikte değilse , anlamın açıklanması ve ya hukuki işlemdeki boşluğu doldurmak üzere yürütülen faaliyete sözleşmenin yorumu denir.

Yukarıdaki tanımda da görüldüğü gibi sözleşmenin yorumu açıklayıcı yorum ve tamamlayıcı yorum olmak üzere başlıca iki fonksiyonu bulunmaktadır.

Açıklayıcı yorum, yorumlanacak beyanın anlamlandırılmasıdır. Burada yorum taraf iradesinin anlaşılması ve dış dünyaya en doğru biçimde aksettirilmesidir.

Tek taraflı işlemlerde açıklayıcı ya da tamamlayıcı yorum sorunu, beyanda bulunanın iradesini araştırılmasıyla çözülür.

Sözleşmenin yorumunda ise sadece taraflardan birinin iradesini anlamlandırılması yeterli değildir. Çünkü sözleşme karşılıklı ve birbirine uygun iradeye dayanır. İşte sözleşmenin yorumunda her zaman için bu ortak iradenin anlaşılması gerekmektedir.

Sözleşmeyi kuran karşılıklı irade beyanları sadece beyanda bulunan iradesi değil, muhatabında bu beyan ile anlam verdiği iradede dikkate alınır. Yani sözleşmeyi kuran icap irade beyanı yorumlanırken, hem icapta bulunanın iradesi hem de muhatabın bu beyan ile anladığı icap iradesi dikkate alınır. Aynı şekilde kabul beyanı yöneltildiğinde de kabulde bulunanın iradesi kadar karşı muhatabın bu beyan ile anladığı iradede araştırılmaktadır.

Görülüyor ki sözleşmenin yorumu kanunun ve tek taraflı hukuki işlemlerin yorumundan daha özellikli ve farklı bir yönetimi zorunlu kılmaktadır.

Kanunun yorumunda kanunu yapan irade esas alınmaz iken, sözleşmenin yorumunda sözleşmeyi yapan taraf iradeleri dikkate alınmak zorundadır.

Sözleşmenin yorumlanması ile normatif hukuk kurallarının yorumlanması farklıdır. Normatif hukuk kuralları “sözüne ve özüne uygun olarak “ (TMK.m.1 ) o kuralı ortaya çıkaran iradeden bağımsız şekilde yorumlanır. Oysa sözleşmenin yorumu ancak tarafların gerçek ve ortak iradesine göre yorumlanır.

Türk borçlar kanunu, sözleşmelerin yorumu hakkında açık bir düzenleme getirerek büyük bir yol göstermiştir. Türk Borçlar Kanunun 19.md. göre, “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla ve ya gerçek amaçlarını  gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.”

Sözleşmenin yorumu, sözleşmenin içeriği ile ilgilidir. Sözleşmenin yorumu geçerli olarak kurulan uyuşmazlık konusu olan içeriğinin tarafların birbirine uygun gerçek ve ortak iradelerine göre belirlenmesidir.

Taraflar, sadece sözleşme kurulduğu andaki lafzı kullanan kişiler değildir. Sözleşmeye taraf olarak sonradan katılan, sözleşmeyi devralan, tarafa kanuni halef olan (mirasçı gibi), işletmeyi devralarak cüzi ve ya külli halef olan, tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde talep hakkı bulunan bu üçüncü kişilerin, “taraf” olarak “yorum uyuşmazlığı” çıkarma yetkisi bulunmaktadır. Bu kişiler dışında taraf olmayan ya da hakimin tek başına yorum uyuşmazlığı çıkarma yetkisi bulunmamaktadır.

Yorumun amacı, tarafların gerçek ve ortak iradelerinin araştırılmasıdır. Yorum, bu araştırmaya yönelik bir faaliyettir.

Tarafların beyanları, sadece soyut bir olgu olarak değerlendirilmeyerek, beyan bütünlüğü içerisinde sistematik olarak değerlendirilecektir.

Yorum yapılırken belge dışı olaylar da, özellikle sözleşme kurulması aşamasındaki görüşme ve somut olaylar “halin icabı” olarak dikkate alınacaktır.

Yorum yapılırken şu yorum ilkelerine de dikkat etmek gerekecektir;

- Geçmişe dönük Yorum : Sözleşme yorumlanırken sözleşmenin kurulduğu zamana gidilerek, tarafların o esnada kullandıkları lafiz, bildikleri durum, şart ve olaylar ortak iradelerinin tespitinde dikkate alınır.

- Dürüstlük ilkesinin Uygulanması : Güven ilkesinin sonucu olarak tarafların birbirlerinin beyanlarına dürüstlük kurallarına göre verdikleri anlam dikkate alınarak beyan yorumlanır.

- Bütünsel Yorum : Sözleşme bir bütün olarak değerlendirilir. Yorum uyuşmazlığı çıkarılan kısım bütünden ayrı olarak yorumlanamaz.

- Lafzi Yorum Yasağı : Sözleşmenin lafzı yorumda önemli olmakla birlikte sadece lafız esas alınmamalı ; tarafların gerçek ve ortak iradesi esas alınmalıdır. Sözleşmenin lafzı, sözleşmenin amacı ile çatıştığı takdirde lafız dikkate alınmamalıdır.

-Beyanı kaleme alan aleyhine yorumlama: Sözleşme taraflardan biri tarafından kaleme alınmış ise , kullanılan ifadelerdeki muğlaklık, birden fazla anlam bulunması halinde kaleme alan taraf aleyhine yorum yapılır. Taraflar birlikte sözleşme metnini hazırlamışsa bu ilke uygulanmayacaktır.

-Sözleşmenin Korunması Lehine Yorum : Yorum yapılırken mümkün olduğu ölçüde sözleşmeyi ayakta tutacak yorum tercih edilmelidir.

-İstisnalar Dar Yorumlanmalıdır.

-Ekonomik ve Sosyal Yönden Eşit Olmayan Borçlu Lehine Yorum.

   Sözleşmenin değerlendirilmesinde yukarıdaki beyanlar göz önüne alınarak ilgili Yargıtay kararının sözleşme hukukundan uzak, taleple bağlılık ilkesinden uzak, kanunilik ilkesinden uzak olduğu, kazanılmış hakların korunması ve işçi lehine yorum ilkesinden aciz olduğu da açıktır.

ÖZETLE, Yargıtay Kararında tespit edilen başlıklar;

1-İşçi ücretinde yapılan kesintinin veya azalmanın sebebi konusunda araştırılmaya gidilmemiş, yapılan kesintinin yasal dayanağı tespit edilmemiştir. Ayrıca ücretteki azalmanın işçi tarafından kabul edildiğine ilişkin hiçbir düzenleme de söz konusu değildir.

2-İş sözleşmesi fesh edilmemiş, aksine hizmet alım sözleşmesi fesh edilmiştir ki o sözleşme alt işveren ve üst işveren arasında yapılmış ve işçiyi bağlamayacaktır.

3-Sözleşmelerdeki boşluklar, bordrolarla ve yapılan ödemelerle doldurulmuş olmasına rağmen bu husus göz ardı edilmiştir.

4- Yüksek Hakem Kurulu tarafından tespit edilmiş bir tavan ücret söz konusu olmamış ve hali hazırdaki ücretlere %4 uygulanacağı yönünde karar vermiştir.

5- İşverenin işçiler üzerindeki ekonomik ve sosyal üstünlüğünü dikkate alındığında, işçinin belli yasal haklarını kullanmamış olması aleyhine gerekçe yapılamayacağı hususu irdelenmemiştir.

6- Ücretin indirilmezliği ilkesi, “ücret ve ekleri” üzerinde yapılacak değişikliklere de şamil olup, yapılacak değişiklik 22.maddede belirtilen esaslara tabi şekilde yorumlamak yerine sürpriz karar yasağına aykırı hareketle yerleşik Hukuk Genel Kurul Kararlarını ve iş hukukuna hakim ilkeleri ihlal edilmiştir.

            Bu nedenlerle Kararın kabulü mümkün değildir.