Advert

Bilinçli Özel Güvenlik Görevlisi Olmak...

Genel kolluğun yükünün hafifletilmesi ve Devlet?in enerjisinin korunması için etkinleştirilmek istenen özel güvenlik görevlisinin günümüz koşullarının gerektirdiği bilgi, beceri ve tutumlarla donatılamaması durumunda genel kolluğun ve dolayısıyla Devlet?in yükü ağırlaşabilecek, özel güvenlik görevlisi Devlet?in tartışılmasına kadar uzayan sorunların mimarı! olabilecektir. Devlet bir an önce gerekli tedbirleri almalı; özel güvenlik görevlisinin eğitimi için günün koşullarının getirdiği zorunlulukları karşılayıcı düzenlemeleri gerçekleştirebilmelidir.

Bilinçli Özel Güvenlik Görevlisi Olmak...

Genel kolluğun yükünün hafifletilmesi ve Devlet?in enerjisinin korunması için etkinleştirilmek istenen özel güvenlik görevlisinin günümüz koşullarının gerektirdiği bilgi, beceri ve tutumlarla donatılamaması durumunda genel kolluğun ve dolayısıyla Devlet?in yükü ağırlaşabilecek, özel güvenlik görevlisi Devlet?in tartışılmasına kadar uzayan sorunların mimarı! olabilecektir. Devlet bir an önce gerekli tedbirleri almalı; özel güvenlik görevlisinin eğitimi için günün koşullarının getirdiği zorunlulukları karşılayıcı düzenlemeleri gerçekleştirebilmelidir. Bu, Devlet?in enerjisinin ve imajının yeniden oluşturulmasından daha ekonomiktir. Çünkü işleyişlerin oluşturulmuş, sistemlerin ve organizasyonların bir kez kurulmuş olması yeterli değildir; ilk anda karşılanamamış olan ihtiyaçlar ve günün koşullarının getirdiği zorunluluklar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçirilmelidir.

Sistemlerin ve organizasyonların, değişim gerçeği ve insan adı verilen varlık nedeniyle sürekli olarak gözden geçirilmesi gerekmektedir. Aksi durum, dinamiklerin yok olmasına, özden ve hedeften uzaklaşılarak hiç de ekonomik olmayan yeniden kurmacılığa neden olabilecektir. Sanayileşme, küreselleşme, insan ve ihtiyaçları yadsınmamalı, değişime ayak uydurulmalı, ihtiyaçlar karşılanmalıdır. 

Sanayileşme ve küreselleşme gibi devinimler neticesinde insan ihtiyaçları değişmiş ve çeşitlenmiş, insanların çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması için çeşitli alanlarda faaliyetler gösteren kurum ve kuruluşlar ortaya çıkmıştır. Ancak değişim birçok alanda kendisini göstermiş; insan için etkinleştirilen kurum ve kuruluşlar yine insan tarafından tehdit edilir hale gelebilmiştir. İnsanların gönenci için neyin esas tutulması gerektiğini tartışarak taraftar bulabilen birçok ideoloji, değişim sürdükçe masum gerçekler olarak kalamamış, taraftarlarında yerleşik tutumlar oluşturarak ideolojik sistemler kurmuşlardır. İnandığı ideolojinin oluşturduğu sistemi benimseyen insanlar, güçlü tutumları nedeniyle inançları doğrultusunda ?mücadele?ye girişerek inanmadıkları sistemlerin yıkımını istemişlerdir. Bu isteklerini eyleme dönüştüren kişi ve gruplar Anayasal düzen içerisinde varlıkları için herhangi bir engel bulunmayan kurum ve kuruluşları tehdit eder hale gelmiş; hatta terör yaratabilmiştir. Ayrıca, dünya düzeni içerisinde gelişen sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel koşullar sonucunda fakirleşen ve gönenç içerisinde yaşayamayan kişi ve gruplar şartlara, kişilere, kurum ve kuruluşlara karşı geliştirdikleri olumsuz tutumlar nedeniyle neredeyse ?kendi kanununu? oluşturmuş, tehdit olmanın ötesine geçip maddi ve manevi zararlara yol açabilmiştir.

Ülkemizin uzun yıllar boyunca mücadele etmek zorunda kaldığı terörizm tehlikesi devam etmekte, neredeyse ?kendi kanununu? oluşturan kişi ve grupların sayısı artma eğilimi göstermektedir. Bu tehlikeler sosyal bir hukuk devletinin temelindeki dinamitlerdir. Bu dinamitlerin etkinleşmesi, hak ve özgürlüklerini diğer insanların hak ve özgürlüklerine zarar vermeden kullanmak isteyen masum vatandaşların Devlet?e tepki geliştirmesine ve nihayetinde Devlet?in tartışılmasına ve yıpranmasına neden olabilecektir. Devlet, enerjisinin bir kısmını, var olan enerjisini korumak için ihtiyaçlar doğrultusunda kullanabilmelidir. 

DÜZEN VEYA KAOS: Bilinçli Güvenlik Görevlisi

Toplumsal yaşamda bireylerin birbirleriyle ve kurumlarla ilişkilerini düzenleyen bir kanunî düzen söz konusudur. Kanunî düzen bireylerin canlarının ve mallarınının saldırılara karşı korunması, dirlik, rahat, huzur ve sağlık içinde yaşaması, sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerini kullanabilmeleri ve bu halin devamlılığıdır. Bu düzen, bireylerin, doğuştan getirdikleri ve sonradan kazandıkları haklarını ve özgürlüklerini kullanmaları, haklarını ve özgürlüklerini kullanırlarken diğer bireylerin haklarına ve özgürlüklerine saygı göstermeleri temeline dayanır. Bu anlamda Devletin görevi, kanunî düzeni sağlamak ve korumaktır.  T.C.Devleti de sosyal bir Devlet olarak, söz konusu sorumluluğunu yerine getirmek için kolluk kuvvetlerini kullanmakta ve çeşitli güvenlik birimleriyle işbirliği halinde çalışmaktadır. Bu güvenlik birimlerinden biri de, Özel Güvenlik Birimleri ve Özel Güvenlik Personelidir (Aras 2005:89-90).

Bugün Türkiye?de yaklaşık 285.000 özel güvenlik görevlisi kanuni düzenin sağlanması amacıyla görev yaparak can ve mal güvenliğinin sağlanmasına yardımcı olmaktadır. Ancak her şeyden önce özel güvenlik görevlisi, insanların birçok hak ve özgürlüklerinin bulunduğunu ve bu hakların kullanımı için güvenlik ihtiyacı içerisinde olduklarını bilmeli ve bu doğrultuda hareket edebilmelidir. Aksi takdirde, varlığına, haklarına ve özgürlüklerine yönelik tehlikeler sezen ya da tehlikelerle karşılaşan insanlar bir kez daha aynı ortamlarda bulunmaktan kaçınabileceklerdir. Polisin ve jandarmanın her an bulunmadığı, güvenliğin özel güvenlik hizmetleri yoluyla sağlanmaya çalışıldığı böyle ortamlarda varlığına, haklarına ve özgürlüklerine yönelik tehlikelerle karşılaşan insanlar güvenliğin yeterince sağlanmadığı düşüncesiyle huzursuzluklar gösterebilecek, Anayasal düzen içerisinde varlıkları için herhangi bir engel bulunmayan kurum ve kuruluşlarda ikinci kez bulunmaktan kaçınabileceklerdir (Aras 2005:90). Bal (2003:204), özel güvenliğin, kamu güvenliğinden farklı olarak, kamu maliyesinin değil, serbest piyasa ekonomisinin aktörü olduğunu belirtmektedir. Bu durumda özel güvenlik görevlisi, insanların birçok hak ve özgürlüklerinin bulunduğunu ve bu hakların kullanımı için güvenlik ihtiyacı içerisinde olduklarını bilmeli, serbest piyasa ekonomisinin hedeflerine hizmet edebilmelidir. 

Günümüz koşulları içerisinde özel güvenlik görevlisinin yetkilerini bilmesinin önemli olması kadar, yetkilerini insan hakları ile ilgili ihlâller yaratmadan kullanabilmesi de önemlidir. İnsan için var edilen kurum ve kuruluşlarda insan ihtiyacı olduğu gerekçesiyle sunulan güvenlik hizmetinin, insan hak ve özgürlüklerinin her an göz önünde bulundurulması suretiyle yerine getirilememesi maddi ve manevi zararların gerçekleşmesine yol açabilecek, engellenmek istenen tehlikelerden çok daha fazlası güvenlik hizmeti alan ve sunan kuruluşları tehdit edebilecektir. Bu tehlikenin varlığı, Devlet?in temel sorumluluklarından biri olan ?özel güvenlik görevlisinin eğitimi?ni zorunlu kılmakta, özel güvenlik görevlisinin günün gerektirdiği bilgi, beceri ve tutumlarla donatılması ihtiyacını doğurmaktadır. Özel güvenlik görevlisinin önce kendisi, sonra içinde bulunduğu toplum ve Devlet, daha sonra ise tüm insanlık için ?zararlı? olmaması; toplumun, Devlet?in ve insanlığın özel güvenlik görevlisinden gelecek tehlikelerden korunması; ve özel güvenlik görevlisinden toplum, Devlet ve insanlık adına yarar elde edilmesi gereği ve ihtiyacı nedeniyle özel güvenlik görevlisinin insan hakları ile ilgili bilgi, beceri ve tutumlarla donatılması önemli görülmelidir.

Özel güvenlik görevlisinin eğitimi konusundaki temel sorumluluk, 5188 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve Genelgeleri uygulamaya sokarak gerekli düzenlemeleri gerçekleştiren ve özel güvenlik görevlisine kimlik kartı vererek onu yetkilendiren Devlet?indir. Ancak her şeyden önce özel güvenlik görevlisi Devlet?in, ?insanlık için yararlı bir üye? haline getirmek zorunda olduğu vatandaşıdır. Devlet, vatandaşını yaşama hazırlamak, vatandaşının içinde bulunduğu çağ ile uyumlu ve dengeli yaşamasını sağlamaya çalışmakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğünü yerine getirmek için vatandaşlarının eğitimini erken yaşlarda başlatmakta, çocukluk ve gençlik dönemlerinde örgün eğitim yoluyla Türk Milli Eğitimi?nin genel amaçlarında ifade edilen niteliklerle donatmaya çalışmaktadır. Örgün eğitimini tamamlayarak meslek hayatına atılmış olan vatandaşlarının, mesleklerinin gerektirdiği bilgi, beceri ve tutumlarla donatılması için gerekli tedbirleri almakta; hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimler yoluyla özellikle emri altındaki memurlarının mesleki gelişimini sağlamaya çalışmakta, sosyal bir Devlet olmanın gereklerini yerine getirme çabasını sergilemektedir. 

Ancak bu çalışmalar sınırlı kalmamalı, T.C.Devleti sosyal bir Devlet olmanın gerekleri nedeniyle, Türk Milli Eğitimi?nin genel amaçlarında ifade edilen idealleri gerçekleştirmek için insan hakları eğitimine özel önem vermelidir. Bu, çağımızın en geçerli ve ileri rejimi sayılan demokrasinin, insan haklarını bilme hakkının ve altına imza atılan uluslararası antlaşmaların da bir gereğidir.

YASAL ZORUNLULUKLAR

?Bağımsız bir devlet yapısı içinde özgür yurttaşlar olarak barış içinde, mutlu ve sağlıklı yaşamak olanağını veren, insan haklarının ayrıksız yaşama geçirilip güçlendirilerek daha gönenli yaşama amacını daha iyi gerçekleştiren bir yönetim türü (Özden 1994:241)? olarak tanımlanabilen demokrasi gelişme ve uygarlaşmanın olmazsa olmazıdır; ?mükemmel?e ulaşmak isteyen her Devlet?in ve milletin sürekli önemsemek zorunda olduğu bir hedeftir. Ancak demokrasinin işlerliği insan hakları boyutundaki değerlerle ve sağlanan gelişmelerle orantılıdır. 

Her iki kavramın birbirleriye olan ilişkisi son derece güçlüdür. Demokrasi, insan haklarının gerçekleştirildiği düzeni temsil eder. İnsan hakları ise, demokrasilerin düşünsel temelini oluşturur. İnsan hakları düşüncesi nasılki demokrasilerin düşünsel temelini oluşturmakta ve genel çerçevesini çizmekte ise, demokrasiler de insana ve insanlığa bağlı, temel hakların gerçekleştirildiği ve güvence altına alındığı siyasal düzenleri ve yönetim biçimlerini simgelemektedir (Çeçen 1995:57-58). İnsan Hakları Dünya Konferansı da demokrasi ile insan hakları arasındaki ilişkiyi ?karşılıklı birbirine bağlılık? ve ?karşılıklı birbirini destekleyicilik? olarak nitelendirmektedir. Bu hususu ifade etmenin diğer bir şekli ise şöyledir: insan hakları ve hukuk devletinin sadece gelişmiş ülkelerde değil, gelişmekte olan ülkelerde de demokratik prensiplere bağlı kalınarak en iyi şekilde başarılacağı uluslararası toplumca kabul edilmiştir (Beetham ve Boyle 1998:107).

18. ve 19. yüzyıllar, insan hakları ve bu haklara anayasalarda yer verilmesi için yapılan siyasî mücadelelerle dolu geçen bir dönemdir. İlk kez İngiltere?de 1689 tarihli Temel Haklar Bildirisi (Bill of Rights) ile vatandaşların birtakım temel hakları birer birer sayılmış ve Kralın, parlamentonun onayı olmaksızın bunlara müdahale edemeyeceği ilan edilmiştir. Bunu 1776 tarihli Amerikan Virginia İnsan Hakları Bildirisi izlemiş ve bu belgede yer alan hak ve özgürlüklere, aynı yıl açıklanan Amerikan Bağımsızlık Bildirisi?nde de yer verilmiştir. Bu belgelere göre, bütün insanlar doğal olarak özgür ve bağımsızdırlar ve doğuştan vazgeçemeyecekleri ve devredemeyecekleri bazı haklara sahiptirler. Böylece doğal hukuk anlayışı, ilk kez anayasa niteliğindeki belgelerde ifadesini bulmuştur. Amerika?daki bu gelişmeye paralel olarak Kıta Avrupası?nda da 1789 tarihli Fransız İhtilali, insan hakları alanında yeni çığırlar açmıştır. İnsan haklarının, ülke sınırları gözetilmeksizin bütün dünyada geçerli olduğu şeklindeki evrensel insan hakları anlayışı, Fransız İhtilali sonucu yerleşmiştir. Bu ülkede yapılan temel hak ve özgürlüklerin geniş bir şekilde yer aldığı anayasal düzenlemeler, Avrupa?nın diğer ülkelerini de derinden etkilemiş ve yayılmıştır (Ünal 1997:32-34). 

Yirminci yüzyılda insan hakları alanındaki en önemli gelişme, bireyin ulusal hukuk öznesi olmasının yanında uluslararası hukuk öznesi durumuna gelmeye başlamasıdır. İkinci Dünya Savaşı?nın doğurduğu acı sonucun, insanın insan olarak değerini, insanlar arasındaki eşitliği reddeden görüşün yeniden ortaya çıkmaması için insan haklarına saygılı bir düzenin kurulması zorunlu görülmüş ve Birleşmiş Milletler kurulmuştur. San Francisco?da 26.06.1945?te imzalanan ve 24.10.1945?te yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Antlaşması, insan haklarının korunması açısından önemli kurallar içermektedir. Antlaşmanın 1.maddesinde, Birleşmiş Milletler?in amaçları arasında, ?ırk, cins, dil veya din farkı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve ana hürriyetlerine karşı saygıyı geliştirmek? yer aldığı gibi, Antlaşmanın 13.maddesine göre ?herkesin insan haklarından ve ana hürriyetlerinden faydalanmasını kolaylaştırmak? için önlemler almak da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu?nun görevleri arasında sayılmıştır. Birleşmiş Milletler Antlaşması?nı imzalayan devletler, Antlaşmada öngörülen amaçların gerçekleştirilmesi, insanlığa ve insan haklarına yapılagelen saldırıların önlenmesi amacıyla tüm halk ve ulusların benimseyeceği kuralların saptanması için yeni bir çaba içine girmişlerdir ve 10 Aralık 1948?de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ?İnsan Hakları Evrensel Bildirisi? kabul edilmiştir (Gölcüklü ve Gözübüyük 1996:2-4). Bu Bildiriye göre, her insan, 30 maddede belirtilen temel siyasal, kişisel, sosyal, ekonomik ve kültürel haklara varlığının bir sonucu olarak sahiptir. Her insan, bu hakların her yerde hakkı olduğunu iddia edebilir. Böylece bu bildiri, herkesin insan ailesinin bir üyesi olduğunu ve kim veya nerede doğmuş olursa olsun, herkesin bu temel hakları kullanmaya hakkı olduğunu ilan etmiştir (Shiman 1991:192). Bu bildiriyle aynı zamanda, devletlerin insan haklarını koruma sorumluluğu da ilan edilmiştir. Buna göre, bütün devletler ?Kişisel ve Siyasal Haklar? adı altında vatandaşlarının hayatını, özgürlüğünü ve güvenliğini korumalı; hiç kimsenin özgürlüğüne müdahale edilemeyeceğini, hiç kimsenin keyfî tutuklanamayacağını, alıkonamayacağını veya hiç kimseye işkence yapılamayacağını garanti etmelidir, düşünce, inanç ve ifade özgürlüğünü sağlamalıdır. ?Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Haklar? adı altında ise bütün devletler vatandaşlarının yaşam koşullarını sürekli olarak iyileştirmeye çalışmalıdır (Reoch 1994:13).

Özellikle İkinci Dünya Savaşı?nın Avrupa?da yarattığı siyasal, toplumsal ve ekonomik çöküntü, yeni bir Avrupa?nın kurulması düşüncesinin benimsenmesine yol açmıştır. Bu düşünceyle, Avrupa?nın ilk siyasal kuruluşu olan Avrupa Konseyi?ne ilişkin statü 10 devlet tarafından 05.05.1949?da Londra?da imzalanmış ve 03.08.1949?da yürürlüğe girmiştir. Avrupa Konseyi?nin amaçları arasında yer alan ilkelerin en önemlisi, insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesidir. Avrupa Konseyi, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi sorununa öncelik vermiş ve en kısa sürede İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi?nin hazırlanmasını sağlamıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi?nin kaynaklık ettiği İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 04.11.1950?de, aralarında Türkiye?nin de bulunduğu on beş devlet tarafından Roma?da imzalanmış, 03.09.1953 tarihinde yürürlüğe girmiş ve Türkiye tarafından da 18.05.1954 tarihinde onaylanmıştır (Gölcüklü ve Gözübüyük 1996:4-6). 

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi?nin Türkiye tarafından 1954 yılında onaylanmasından sonra, Türkiye?de insan hakları ve temel özgürlüklerin güvence altına alınması  her şeyden önce bir anayasa sorunu olarak görülmüş, 1961 ve 1982 Anayasalarında insan hakları ile ilgili hükümler ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiştir (Kepenekçi 2000:3-4). 1982 Anayasası?nın Başlangıç bölümünde ?Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu? ve ?Topluca Türk vatandaşlarının…..birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla…..huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu? ifadelerine yer verilmiştir (T.C. Anayasası 1982).

Ayrıca, ?usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir? diyen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası?nın 90.maddesinde 2004 yılında yapılan değişiklik sonucunda ilgili madde ?usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır (07.05.2004 / s.70-m.7)? şeklinde ifade edilmiştir. Bu maddeye göre; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi?nin Türkiye tarafından onaylanması ve Sözleşmenin kanun hükmünde sayılması nedeniyle, Sözleşmenin taraf devletlere getirdiği yükümlülükler Türkiye tarafından da yerine getirilmek zorundadır. 

ÖZEL GÜVENLİKTE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ

Bu zorunlulukla ilgili olarak Gülmez (1994:4), üye devletlerin İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi?ni imzalamak ve onaylamakla, yalnızca Sözleşmede yer alan hakları koruma ve onlardan herkesin yararlanmasını sağlama konusunda değil, aynı zamanda bu hak ve özgürlükleri tanıtma konusunda da anlaşmaya vardıklarını belirtmektedir. Buna göre, eğitim kurumlarında insan hakları öğretimi yapılması, Sözleşmenin imzalanması ve onaylanması nedeniyle, üstlenilen yükümlülüklerin kaçınılmaz bir sonucudur. İnsan haklarına ortak saygıyı temel ilke edinen demokratik bir siyasal düzenin, insan hakları ihlâllerine karşı koruma mekanizmalarını harekete geçirme yerine, ihlâlleri en aza indirme ve bunu sağlayacak insan hakları eğitimine önem ve öncelik tanıma politikasını benimsemesi gerekir.

Türk (1998:162)?e göre, her Anayasa hükmünün, her yasa hükmünün uygulanması, nihayetinde insanlarca yerine getirilebilecek bir görevdir. Bu nedenle, bütün Anayasa hükümlerinin, insan hakları ile ilgili uluslararası beyannamelerin ve antlaşmaların insanlara tanıdığı hakların tam olarak gerçekleştirilebilmesi ve uygulanabilmesi, insanların davranış biçimlerine ve eylemlerine bağlıdır. O bakımdan, insanların, insan haklarına saygıyı özümsemiş, yalnızca kendi haklarını savunan değil, aynı zamanda başkalarının haklarının kullanılmasına da olanak veren, ona yardımcı olan davranış biçimleri içerisinde olmaları gerekir. Bu da ancak eğitimle gerçekleştirilebilir. 

İnsan haklarına gerçek saygıyı sağlamanın öncelikli yolu, insan hakları eğitimidir. Tek başına denetim ve koruma mekanizmaları ile insan haklarına saygıyı gerçekleştirmek olanaklı değildir. Çünkü denetim ve koruma mekanizmaları ancak insan haklarının çiğnenmesinden ?sonra? işletilebilir. Bireyler insan hakları bilinciyle yetiştirilmediği zaman hem haklar gereğince kullanılamaz, hem de hak ihlâlleri için bu mekanizmaların işletilmesi düşünülemez (Gülmez 1996:1-2). Ayrıca insan hakları eğitimi hakkı, ikinci kuşak insan hakları arasında güvenceye bağlanan eğitim hakkı gibi, sosyal bir haktır. Bu niteliğiyle de, salt tanınmakla kendiliğinden gerçekleşemez; devletin, insan hakları eğitimi hakkını gerçekleştirmeye yönelik somut ve olumlu önlemler alma yükümlülüğü vardır. Devlet, saygı göstermekle yükümlü olduğu insan haklarını tüm yurttaşlarına öğretmelidir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, bir insan hakları ihlâli oluşturur (Gülmez 1998:3). Çünkü, insan haklarını bilme hakkı, insan haklarının birinci sırasında yer alan bir insan hakkıdır (Gülmez 1994:7).

Demokrasiye ve insan haklarına ve özgürlüklerine saygıyı geliştirmeyi hedefleyen insan hakları eğitimi ve öğretimi yoluyla, kendine ve çevresine karşı dürüst davranabilen, açık fikirli, karşı fikrin ve karşıdaki insanın saygıdeğer olduğunu içtenlikle kabul edebilen, bağımsız düşünebilen, alçak gönüllü, kısacası başkalarının hak ve özgürlüklerine saygı gösterip, aynı zamanda kendi hak ve özgürlüklerini kullanarak koruyabilen kuşakların yetiştirilebileceği bir gerçektir (Kepenekçi 2000:5). 

Ülkemizde TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, TODAİE İnsan Hakları Merkezi, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi ve Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi insan hakları konusunda çalışmalar yürüten kurum ve kuruluşlardır (Kepenekçi 2000: 77-85). Ayrıca, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı?nın başkanlığında, Başbakanlık, Adalet, İçişleri, Dışişleri, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları müsteşarlarından oluşan ?İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu?, hem uygulamada olan insan hakları eğitimi ile ilgili çeşitli kararlar almıştır, hem de insan hakları eğitimi ile ilgili çalışmaları yürütmektedir (Kepenekçi 2000:79-80; Gülmez 1998:17-18).

Tehlike, bu çalışmaların sadece örgün eğitim kurumlarındaki öğrencilerin ve çeşitli kurumlardaki çeşitli meslek gruplarındaki çalışanların eğitimini kapsaması noktasında başlamaktadır. İnsan hakları eğitimi ve öğretimi insan hak ve özgürlüklerinin var olduğu her yerde her meslek grubundaki kişilere de yönelik olmalı; genel kolluk kuvvetlerinin yardımcısı olan ve içinde olduğumuz çağ içerisinde önemli yer tutan özel güvenlik görevlilerini de kapsamalıdır. 

Aras (2000) tarafından yapılan bir araştırmada; ilköğretimin 7.ve 8.sınıflarında okutulan Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Dersi?nde kazandırılmaya çalışılan bilgi, beceri ve tutumların zaman içerisinde azalma eğilimi gösterdiği tespit edilmiştir. Bu durumda, örgün eğitimini tamamlayan kişilerde yıllar içerisinde ise bilgi, beceri ve tutumların yok olma noktasına gelebileceği söylenebilir. Örgün eğitimini tamamlayıp özel güvenlik görevlisi olarak meslek hayatına atılan kişilerde insan hakları ile ilgili bilgi, beceri ve tutumların varlığı beklenirken yok olması olasılığı ve gerçeği özel güvenlik görevlisinde bu eğitimin zorunluluğuna bir kez daha işaret etmektedir.

GEÇTİĞİN KÖPRÜLERİ YAKMA!

Bireyler günlük yaşamları içerisinde yaşamlarını sürdürme, ilgi ve yeteneklerine uygun bir işte çalışma, spor yapma, dinlenme, eğitim alma, alışveriş yapma, seyahat etme vb. gibi hak ve özgürlüklere sahiptir. Bireyler doğuştan getirdikleri hak ve özgürlüklerini öne sürerek, sahip oldukları bu tür hak ve özgürlüklerini kullanmak isterler. Ancak teknolojinin hızla gelişimi ve internet yoluyla dahi bomba yapılabilmesi sonucu çevreye zarar verme kabiliyetinin artması gibi durumlar, güvende olma ihtiyacını perçinlemektedir (Aras 2005:89). Bu durumlar, bireyin öncelikli ihtiyacı olan güvende olma ihtiyacını sağlanması gereken bir hak olarak ortaya çıkarmış ve bu ihtiyacı karşılamak adına sağlanması gereken hak, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi?nin 3.maddesinde ?Yaşamak, hürriyet ve kişi güvenliği her ferdin hakkıdır? şeklinde yer bulmuştur. T.C.Anayasasının 19.maddesi de, ?Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.? diyerek, devlete yüklenen sorumluluğu ifade etmiştir. 

Öte yandan özel güvenlik görevlilerine tanınan yetkilerin kullanılması, yasal koşulların varlığına bağlıdır. Her yetki en az bir temel hak ve özgürlüğü kısıtlayıcı nitelik taşımaktadır. Bu nedenle yasal koşullar bakımından yetki kullanımı, özel güvenlik görevlisi tarafından insan haklarının çiğnenmesi sonucunu doğurabilir (Gülcü 2004). Yasa ile kendilerine verilen yetkileri kullanan özel güvenlik görevlileri usul ve esaslara uymazlarsa, insanların temel hak ve hürriyetlerini çiğneyerek suç işlemiş duruma düşebilirler (Ünsal 2005:16). Bu tehlikenin varlığı, özel güvenlik görevlilerinin yetki kullanımı ve hak ve özgürlükler konusunda eğitiminin gereğine bir kez daha işaret etmektedir.

Özel güvenlik görevlisi insanların hak ve özgürlüklerini rahatça kullanabilmeleri için var olduğunun bilincinde olmalıdır ki, görevini istendik şekilde yerine getirebilsin. 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ve ilgili Yönetmelik hükümleri gereğince özel güvenlik görevlisi olarak görev yapacak kişilere verilen zorunlu eğitim programı içerisindeki tüm dersler, görevin başarılı bir şekilde ifasında gerekli olacak bilgileri içermektedir. Eğitim programı içerisindeki Özel Güvenlik Hukuku ve Kişi Hakları dersi her ne kadar insan hakları boyutunda bilgiler kazandırmak amacında olsa da, daha ziyade özel güvenlik görevlisinin yetki ve sorumluluklarını ele almaktadır (Aras 2005:91). Ancak özel güvenlik görevlisi insan hakları ve özgürlükler konusunda da bilgi, beceri ve tutumlarla donatılmalıdır. Çünkü görevi süresince kendisinden beklenen, yetkilerini hak ihlâlleri yaratmadan kullanabilmesidir. 

Eğitimin kritik hedeflerinin kazanılmasında ve kazanılan bilgilerin kullanılabilmesinde önemli olan tutumu Freedman, Sears ve Carlsmith (1993:319), ?yaşantı ve deneyimler sonucu oluşan, ilgili olduğu bütün nesne ve durumlara karşı bireyin davranışları üzerinde yönlendirici ya da dinamik bir etkiye sahip ruhsal ve sinirsel bir hazırlık durumu? olarak tanımlamaktadır. Tanımdan hareketle, insan hakları eğitiminde sadece birtakım bilgilerin kazandırılmasının yeterli olamayacağı, davranışlar üzerinde yönlendirici olabilmesi için olumlu tutumların da kazandırılması gerektiği söylenebilir.

Özel güvenlik görevlisi görev yerinde herhangi bir tehlikenin gerçekleşmesini önlemek, her şeye rağmen gerçekleşmesi önlenemeyen ve tehlike yaratan olumsuzluklara müdahale etmek durumundadır. Bu görevlerin her ikisi de hak ve özgürlüklerin korunmasına ve kullanımına zemin hazırlamaya yöneliktir. İşte bu noktada da özel güvenlik görevlisi, ifa ettiği görevlerin özünde insan haklarına hizmet ettiğinin bilincinde olmalıdır. Bugün özel güvenlik görevlileri iş merkezlerinde, yerleşim merkezlerinde, alışveriş merkezlerinde, bankalarda, sitelerde, turistik tesislerde, eğitim kurumlarında, hastanelerde, sağlık merkezlerinde vb. görev yapmaktadır ve görevi süresince çok sayıda insanla karşılaşmaktadır. Özel güvenlik görevlisi bu tür bölgelerde görev yapma nedeninin ve gereklerinin farkında olmalı ve insan haklarına saygılı olmak ve gözetmek gerektiğinin bilinciyle hareket etmelidir (Aras 2005:91-92). 

Kuzgun (1996:158) ?insan haklarına saygılı olmak? genel amacını şu alt amaçlara ayırmaktadır: (1) Kendine karşı saygılı olmak; bir insan olarak her şeyden önce kendi gereksinimlerinin farkında olmak ve bunları karşılamaya çalışmak, (2) Başkalarına karşı saygılı olmak; başkalarının gereksinimlerine duyarlı olmak ve başkalarına gereksinimlerini giderebilmeleri için elden gelen kolaylığı sağlamak ve (3) Saygı duyulan ?başkaları?nın kapsamını tüm insanlığı içine alacak kadar genişletmek, tüm insanların temel gereksinimlerine karşı duyarlı olmak ve onların bu gereksinimlerini karşılama hak ve özgürlüklerini elden geldiği kadar korumak ve savunmak.

Bu doğrultuda özel güvenlik görevlisi kimlik sorma esnasında, kontrol noktalarında yapılan arama-kontrollerde el koyma ve emanete alma işlemlerinde, bir şüphelinin takibinde, yakalama esnasında hukuka uygunluk nedenleri altında zor kullanırken vb. her kişinin insan olmak itibariyle sahip olduğu hakları bulunduğunu bilmeli ve hak ihlâlleri yaratmayacak davranışlar sergilemelidir. Herhangi bir tehlikeli maddenin ortamdan uzaklaştırılmasının insanların haklarını özgürce kullanmasına imkan vermek anlamına geldiğini bilmeli, bir suça ilişkin delillerin korunmasının suç faillerinin yakalanması ve dolayısıyla aynı ya da benzer tehlikelerin bölgede bir kez daha gerçekleşmesinin önüne geçilerek hakların ve özgürlüklerin korunmuş olacağı anlamına geleceğini kavramalıdır. Gerçekleşen bir kaza sonrasında kazazedenin en etkin ve en kısa sürede sağlık kuruluşlarına sevkini sağlamanın kazazedenin yaşam hakkını teslim etmek anlamına geleceğini bilmelidir. Şüpheli davranışlar sergileyen şahsın yeterli kanıt olmaksızın yakalanmasının ve aranmasının o kişinin haklarına saldırı anlamına geleceğini idrak edebilmeli, haklarına saldırı yapıldığı iddiasındaki kişinin daha büyük tehlikelere yol açabileceğinin bilincinde olmalıdır. Bu bilince sahip olan özel güvenlik görevlisi, soyut şüpheliyi, hareket özgürlüğünü ve haklarını engellemeden kontrol altında bulundurmanın ve şüphe somut olanlarla desteklendiğinde müdahaleye hazır olmanın diğer insanların haklarının ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olduğunu da bilmelidir (Aras 2005:92). 

Özel güvenlik görevlisi 5188 sayılı Kanun?un 7.maddesinde sayılan yetkilerinin neler olduğunu, nasıl kullanılabileceğini ve kullanma şartlarını iyi kavramış olmalıdır. (Gülcü 2004:185-336). Çünkü 5188 sayılı Kanun, Ceza Kanunu uygulamasında özel güvenlik görevlisini memur saymıştır (m.23). Yasal koşulları oluştuğu halde yetkilerini kullanmayan özel güvenlik görevlisi, memuriyet görevini ihmal suçundan sorumlu tutulabilecektir (m.257/2). Özel güvenlik insan haklarıyla ilişkilidir; çünkü, yetkilerini yasal koşullar oluşmadığı halde kullanırsa, ihlâl ettiği hakkın türüne göre çeşitli suçlardan, örneğin haksız arama (m.120), zimmet (m.247), irtikap (m.250), rüşvet (m.252), zor kullanma yetkisi ve ilişkin sınırın aşılması (m.256), kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma (m.266), kamu görevlisinin suçu bildirmemesi (m.279/2), suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme (m.281/2), tutuklu, hükümlü veya suç delillerini bildirmeme (m.284/3), kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (m.109)?dan sorumlu tutulabilir (Gülcü 2004:411-492). Görülmektedir ki, özel güvenlik görevlisi kamu düzeni ve özgürlük dengesini sağlamak zorundadır. Gülcü, bu denge anlayışına ?pilavın tuzu? adını vermektedir.

SONUÇ VE ÖNERİ

Özel güvenlik görevlisi binaların ve kişilerin sabotaj, hırsızlık-kapkaç, yangın, kargaşa, münferit ya da toplu eylemler, kaza, terör, afet, adam kaçırma gibi tehlikelerden korunmasının o yerlerde çalışan ve o yerlerde bulunan insanların çalışma, dinlenme, eğlenme, spor yapma, alışveriş yapma, eğitim alma vb. gibi haklarını kullanmalarına olanak tanımak anlamına geldiğini ve yetkilerini hak ihlâlleri yaratmadan nasıl kullanabileceğini bilmelidir. Ancak, bu hedeflerin 15 saat süreli Özel Güvenlik Hukuku ve Kişi Hakları dersiyle başarılabilmesi mümkün görülmemektedir. 

KAYNAK:ÖZEL GÜVENİK DÜNYASI 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Özel Güvenlik Görevlisi ve Problemli Şahıslar
Özel Güvenlik Görevlisi ve Problemli Şahıslar
Sağlık Bakanlığı Kadroya Geçen Taşeron İşçi Maaş Hesaplama Ekranı Açıldı
Sağlık Bakanlığı Kadroya Geçen Taşeron İşçi Maaş Hesaplama Ekranı Açıldı
istanbul rize evden eve nakliyat